Anayurt Oteli - Yusuf Atılgan | insanizi.com

Yalnızlığın En Dibi: Zebercet

Yalnız bir adamdı Zebercet. 28 Kasım 1930’da yedi aylık olarak doğduğu günden beri yalnızdı, asla kabul görmedi, ciddiye alınmadı, görmezden gelindi. Zaten adı Zebercet olan bir adamı kim ne diye dikkate alırdı? Kimseye ya da hiçbir yere ait değildi. Belki biraz babasından kalan hem katipliğini hem de işletmeciliğini yaptığı Anayurt Oteli’ne… Bir nevi yükü ağır gelen hayatında sığınabileceği tek çatıydı bu otel. Otel dışında bir hayatı yoktu Zebercet’in, gerçek bir arkadaşı, oturup sohbet ettiği ya da herhangi bir iletişim içerisine girdiği hiç kimse yoktu. Yalnızlığın en dibiydi. İlle de gerekli miydi başkaları? Yusuf Atılgan’ın ikinci romanı Anayurt Oteli’ni yazarken bir röportajında “Çok karanlık şeyler yazıyorum, herkes şaşıracak” demişti. Bu karanlık, Zebercet’in ta kendisiydi.

Oteldeki hayatı son derece monotondu, her gün, her hafta hatta ay boyunca neler yapacağı şimdiden belliydi. Hatta gecikmeli Ankara treni ile Anayurt Oteli’ne gelen bir kadının bu gelişine kadar sevgiye ihtiyacı olduğunu bile bilmiyordu Zebercet. Bu farkındalık, bir şekilde hayatını etkileyecekti elbet. Kadın ile karşılaşmasının mirası, Zebercet’in kadını gördüğü düşleri ve bastırdığı duyguların gün yüzüne çıkmaya başlaması olmuştu. Kendine yabancılaşmış ve bu yeni tanıdığı adam onu iç dünyasında sıkıştırmaya başlamıştı, gittikçe boğuluyor, ruh hali kötüleşiyordu. Hayatını tümüyle etkileyen bu kadının otele yeniden gelmeyeceğini anladığında ise bütünüyle toplumdan uzaklaşıp otele de hiçbir misafiri kabul etmemeye başlamıştı.

Yusuf Atılgan, Zebercet’in yaşadığı sıradan günlük olayların içerisinde bir insan bunalımını ortaya koymuştur. Anayurt Oteli, Manisa’nın Anavatan Oteli ve onun kâtibinden esinlenerek yazıldığı söylenir. İlk kez 1973 yılında yayımlanmış olan Anayurt Oteli yazarın en önemli eserlerinden birisidir. Karakterin düşünme eylemini olduğu gibi aktaran bilinç akışı tekniği ile yazılmıştır. İç diyaloglar ile dolu, yazarın yorumunun olmadığı, yalnızca karakterin düşüncelerinin aktarıldığı bir edebi biçimdir. Zihinden akıp giden düşüncelerdir, mantık aranmaz, dil bilgisi kuralları görülmez, saf düşünce, duyum, imge içerir. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanının hatırlayalım; yetmiş beş sayfa bilinç akış tekniği ile yazdığı bir bölüm yer alıyor. Aynı teknikle yazılan diğer romanlar, D. Salinger Çavdar Tarlasında Çocuklar, Orhan Pamuk Sessiz Ev, Virginia Woolf Dalgalar…

Aylak Adam, gerçeğin dış dünyada değil bireyin iç dünyasında olduğunu savunan modernizm anlayışının bir yansıması olan bireyin yabancılaşması temasında, edebiyatımızın önemli bir eserlerden biridir. Yusuf Atılgan hem Anayurt Oteli hem de Aylak Adam ile kazandığı yabancılaşma ve yalnızlık temalarındaki başarısı ile, Türk Edebiyatında yeri doldurulamaz bir noktaya ulaşmıştır.

Default image
Zeliha Taşkın
Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.
Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.