Uzaklarda Arama Çünkü Tek Tanık Sensin

Sarah Finch. Sene 1992. On iki yaşındaki ağabeyi ile bahçedeyken ve uyuyakalmak üzere iken abisinin bir yere gittiğini hayal meyal görüyor. Bu onu son görüşü oluyor ve başına ne geldiğini asla öğrenemiyorlar… Ölümün Soğuk Sesi, Sarah’nın kulağında çınlamaya başlıyor. Annesi kendini alkole veriyor. Charley kaybolduğundan beri onun odasında tek bir şeyin bile yeri değiştirilmiyor ve annesi odasına kimsenin girmesine bile izin vermiyor.

Charley’nin gidişi Sarah’nın hayatını bütünüyle etkiliyor. Öyle ki yokluğunda tamamen yalnız kalıyor ve bunu iliklerine kadar yaşıyor. Karakter bu durumu “Charlie ile aynı zamanda benim şansım da gitmişti.” şeklinde dile getiriyor hatta. Ne acı… Annesinin onu bu denli görmezden gelmesi ve sevgisizliğini hissettirmesi acaba üvey kız evladı mı düşüncesinin beyninizde yankılanmasına neden oluyor. Sarah, küçük bir kız çocuğuyken annesinden nefret etmeye başlıyor, ancak dayanılmaz bir merhamet ve sadakat nedeni ile onu asla terk edemiyor. Annesi ise hiçbir şey hatırlamadığı için ağabeyinin bulunamamasından onu sorumlu tutuyor.

Ölümün Soğuk Sesi (The Missing) - Jane Casey
Ölümün Soğuk Sesi (The Missing) – Jane Casey

Charley’nin kaybolması üzerinden tam on altı yıl geçiyor. İngilizce öğretmeni olarak görev yapan Sarah, on iki yaşındaki öğrencilerinden birinin gizemli bir şekilde ortadan kaybolduğunu öğreniyor. Tıpkı ağabeyi gibi… Ancak Jenny Shepherd’ın kayboluşunda bir fark var, onun cansız bedeni bulunuyor. Sarah, evinin yanındaki koruya koşuya çıktığında onu su kenarında buluyor… İki kayıp vakasının da tek bir ortak noktası var: Sarah. İki vakanın da tek tanığı olan Sarah, neler döndüğünü anlamaya çalıştıkça olayların içine dahil oluyor ve dahil oldukça şüpheleri daha çok üzerine çekiyor. Bir cinayeti örtbas etmenin en kolay yolu cinayeti bulan kişi olmak, çünkü bu sayede maktulün üzerinde bulunan parmak izleri anlamını yitiriyor. İşte bu sebeple, Sarah aslında şüpheli listesinde de bir numara.

Sadece biri zili çalıyor diye kapıyı açarsanız, üzerinde ne kadar kilidin olduğunun bir önemi yoktur.

Ölümün Soğuk Sesi, orijinal adı ile The Missing, bol tasvirlerin olduğu bir polisiye roman. Şahsen adının orijinaline yakın bir şekilde çevrilmesini yeğlerdim. Ama bilirsiniz işte, Türkçe’ye çevrilirken nedense kitap adları abartıyla süslenir. Lakin, kapak tasarımı orijinali ile aynı.

Jane Casey, romanında tüm ayrıntıları vermekten çekinmiyor. Bu uğurda kitabın başlarının sıkıcı olmasına bile izin veriyor. Ancak çok geçmeden okuyucunun dikkatini ve heyecanını kazanmayı başarıyor. Kitabın her bölüm bir sonraki bölümü okumak için sabırsızlık duygusu doğuruyor.  Hikaye bir şimdiki zamanı ardından geçmiş zamanı sonra yeniden şimdiki zamanı Sarah’nın ağzıyla anlatarak ilerliyor. Sarah’nın bir çocukken bile neler hissettiğini derinlemesine hissedebiliyorsunuz. Hikayede aşk da var, dedektif Blake ile yakınlaşan Sarah’nın yaşadığı her türlü duyguya şahit oluyorsunuz. Aşk, sevgisizlik, özlem, suçlanma, hissizlik, sahiplenme, merhamet, acıma, üzüntü, sevinç, umut, heyecan…

Kitabın çevirisinden kaynaklı typo hatalar ve cümle içi kelime eksiklikleri yoğun olarak can sıksa da bu yüzden asla kitabın orijinaline haksızlık edemeyeceğim. Ölümün Soğuk Sesi, Jane Casey’nin yazdığı ilk polisiye roman olmasına rağmen oldukça başarılı.

Psikolojik gerilim içeren polisiyeden hoşlanıyorsanız, Ölümün Soğuk Sesi’ni bir an önce okumaya başlamalısınız.

Puan: 8/10

Default image
Zeliha Taşkın
Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.