Bir Çöküşün Öyküsü Stefan Zweig - Kitap Yorumu | insanizi.com

Uçuruma Dans Ederek Düşmek

Madame De Prie’nin çöküşünün öyküsü. Kraliyetten gelen bir derhal sarayın terki ve Normandiya’daki Courbepine malikanesine çekilmesi yönündeki emir ile Prie’nin hayatı altüst olmuştu. Sahip olduğu her şeyi kaybetmiş, artık gözden düşmüştü. Saraydan büyük bir gizlilik içinde ayrılmasına rağmen insanlar onu merak etmiyor, yokluğunu fark etmiyordu. Gizemli ortadan kayboluşunun bütün sarayı şaşkına çevirmek gayesiydi, kimsenin ona acımasını istemiyordu. Madamın her zaman tek bildiği, ne hissettiğiydi.

Courbepine malikanesinde her sabah Paris’te uyanmanın nasıl farklı olduğunu düşlüyordu. Başlarda doğanın, yaşamanın ne olduğunu gerçekten hissettiğini düşünüp sessizlik ve avarelik hoşuna gittiyse de bu sessizlik zamanla yerini özleme bıraktı. Görkemi, ilgiye hasret ediyor, o günlerine geri dönmek için sabırsızlanıyordu. Herkesin onun lütfunu kazanmaya çalıştığı günleri şiddetle arzuluyordu. Bir Çöküşün Öyküsü kitabından Prie’nin bu sürgündeki duygularını derinlemesine işleyen Stefan Zweig, boşluğun zayıf insanları nasıl bir karanlığa sürüklediğini işliyor, 48 sayfanın içerisine bir kadının sancı dolu yaşamını sığdırıyor. Baştan aşağıya psikolojik tahliller ile dolu bir kitap!

Madame De Prie sonra birkaç mektup daha yazdı, ama tıpkı gömülü insanların bağırmaları gibi kimsenin onu duymayacağının, yalnızlığının engellerini acz içinde yumrukladığının tamamen bilincinde olduğu bir duyguyla yaptı bunu. Ancak bu davranışıyla zamanı aldatıyordu ve burada, Courbepine’de zaman en acımasız düşmanıydı.

Madame De Prie Karakteri

Şöyle tanımlıyor karakteri Zweig; o da kadınların çoğu gibi tümüyle başkalarının ruh halinden beslenirdi. Arzulandığı zaman güzeldi, zeki insanların arasında nüktedandı, gururu okşandığında kibirliydi, sevildiği zaman aşıktı. Ondan çok şey istendikçe o daha fazlasını verirdi. Ama onunla kimsenin konuşmadığı, onu kimsenin görmediği, duymadığı, arzulamadığı yalnızlığı sırasında çirkinleşmiş, sersemlemişti, çaresiz kalmış ve mutsuz olmuştu. O ancak yaşamın içinde canlanırdı, yalnızlıkla çöküp gölgeye dönüşürdü.

O da kadınların çoğu gibi tümüyle başkalarının ruh halinden beslenirdi. Zweig, Korku kitabında olduğu gibi Bir Çöküşün Öyküsü’nde de kadını zayıf karakter olarak işliyor.

Benliği başkasına bağlı olduğundan tek bir emirle tüm varlığından, şaşadan vazgeçmek zorunda bırakılan kadın, sürgün boyunca kendi kendini yiyor. Umut edip hayal kırıklıkları ile yaralanıyor. Geri dönmesini isteyen dostlarının olmasını bekliyor, beyhude.

Özlemini duyduğu şan, ölümüyle zorla elde etmek istediği ölümsüzlük, adının yanından teğet geçmişti: Yazgısı, önemsiz olayların tozuyla dumanının altında kalmıştı. Çünkü insanlık tarihi davetsiz misafirleri sevmezdi; kahramanlarını kendi seçer, ne kadar usandırıcı bir çabaya girerlerse girsinler hakkı olmayanları acımasızca geri çevirirdi; talihin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi, arabaya bir daha yetişemezdi.

Default image
Zeliha Taşkın
Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.
Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.