Piyonun Son Hamlesi - Lisa Unger * New York Times Bestseller

Piyonun Son Hamlesi

Piyon kimdi? Luke mu, Lana mı? Bir psikopat kendini bilir mi? Bu soru ara sıra aklımı kurcalar. İnsan kötü olduğunu bilir mi? İnsani duygulardan yoksun olduğunu fark eder mi?

Lana Granger, üniversite son sınıf öğrencisi, annesi küçükken öldürülmüş ve ondan kalan miras ile maddi sıkıntı çekmeden yaşayan çalışan, başarılı birğ psikoloji öğrencisi. Lana psikolojik problemlerinin yanında cinsiyet karmaşası da yaşayan bir gençti. Diğer yandan annesinin istediği insanlara yardım eden bir birey olmaya çabalıyordu. Bu sebeple sorunlu bir çocuğa okuldan kalan zamanlarında bakıcılık yapmak üzere bir işe başlıyordu. İşte Luke ile böyle tanıştı.

Önce kısaca konudan bahsedip sonra hemen kitap hakkındaki yorumlarıma geçeceğim. Lana, yüksek IQ’lu ve bir o kadar da sorunlu bir çocuk olan on bir yaşıdaki Luke ile ilgileniyordu. Luke, zor ve zaman zaman korkutucu, gizemli bir çocuktu. Luke, oyunları her zaman kazanırdı. Bu oyunlar basit bir satranç ile başladı, Luke Lana’dan beş hamle ilerisini görebiliyordu, bu yüzden sürekli kazanıyordu. Lana’nın yenilgilerine karşı yeni bir oyun önerdi. Bakalım Piyonun Son Hamlesi kimden gelecekti?

Lana Luke’un satrançtaki bitmeyen zaferleri karşısında hırslandığı için Luke’un tüyler ürpertici “çöpçü avcısı” oyununu oynamayı kabul etti. Bu oyundaki ipuçları, Lana’yı geçmişte işlenen cinayetlerin gerçekleştiği yerlere sürükleyerek yeni ipuçlarını bulmaya zorluyordu. Lana bir yandan Luke ve oyunlarını idare etmeye çalışırken diğer yandan en yakın arkadaşı Beck’in (asıl adı Reecca idi) kaybolması konusu ile meşguldü. Beck’i en son gören kişi Lana’ydı. Dolayısıyla gözler Lana’ya çevrilmişti. Beck neredeydi, ölmüş müydü? Ona kim zarar vermiş olabilirdi?

Daha romanın ilk sayfalarından Lana’nın çocuk ruhlu, henüz tam olgunluğa erişememiş, ergen psikolojisinden çıkamamış bir karakter olduğu mesajı veriliyor. Dolayısıyla bu satırları okurken gençlik romanı okuyor gibi hissettirebiliyor. Tam bu düşüncenizin arkasından Lana her yetişkinin içinde çocuk olduğunu itiraf ediyor. Siz onun yazdıklarını okurken yazar sanki sizi duyuyor.

Çok fazla karakter karmaşasının olmaması, kitabı akıcı bir şekilde okumanıza yardımcı oluyor. Sayfa 110’dan sonra olaylar hareketlenmeye başlıyor, gerilim aşırı yoğun işlenmiyor ancak gizemli detaylar olduğunu söyleyebilirim. Olaylar iki kişi gözünden anlatılarak ilerliyor, ana bölümleri Lana anlatıyor, bir de başka birinin yazdığı günlük bölümleri veriliyor. Her bir kısım o kadar merak uyandırıcı ilerliyor ki, günlük sayfalarını okuduğum zaman Lana’nın bölümlerini atlayıp günlüğün devamını okumak istiyorum. Tabii ki bölüm atlamayıp Lana’nın anlattıklarını okuyorum ve günlük kısmını atlayıp Lana’nın anlattıklarını okumaya devam etmek istiyorum derken kitap bitiveriyor. Bu kitabı okumak için neden bunca zaman beklemişim ki! Piyonun Son Hamlesi benim beğeni eşiğimden geçti. Bakalım Lisa Unger’in diğer kitapları da aynı tadı verebilecek mi… Lisa Unger’in diğer kitaplarına ve konularına göz atmak için bu sayfayı inceleyebilirsiniz → Lisa Unger

Bir noktada gerçekle yüzleşmen gerekecek. Gerçeği sahiplenmen gerekiyor. O zamana kadar, o sana hükmediyor olacak.

Zayıf ve solgun görünüyordu. İnsan bir trajedi yaşadığı zaman başına gelen budur. Trajedi renkleri soldurur, ışığı yok eder. Elbette hepimiz dünyanın bitişe doğru döndüğünün farkındayız; her gün solar, kurur ve parçalara ayrılır. Yine de bu olay bize hep çok uzaktaymış gibi gelir. Sevdiğin biri birden trajik bir şekilde hayatını kaybettiğinde dünyanın eğriliğini görmüş gibi olursun. Dünyanın boşlukta yüzen bir yuvarlak olduğunu zaten biliyorsundur. Ama ufukta o eğriliği gördüğün zaman diğer her şeye bakış açın değişi.

Default image
Zeliha Taşkın
Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.
Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.