Ölüm Kehanetinin Tarihi: Kırmızı Pazartesi

Gabriel Garcia Marquez‘in çocukluğunu geçirdiği kasabada yaşanan gerçek bir hikayeden kurgulayarak yazdığı Kırmızı Pazartesi, gerçekleşmesinin ardından yıllar sonra okurlarla buluştu. Marquez romanı daha erken kaleme almak istemesine rağmen olayın gerçek kahramanlarına karşı hassas davranabilmek adına yıllarca bekledi. Ve sonunda işleneceğini herkesin bildiği Santiago Nasar cinayetin bir kurgusunu yazdı. Marquez’in dördüncü büyük eseri olan Kırmızı Pazartesi romanında işlenen bu cinayetin sebebi, farklı ülkelerde benzerine rastlanabilecek türden; “namus temizleme meselesi”.

İlk cümlesinden sonunu öğrendiğiniz bir romanı okuyorsunuz, kronolojik bir anlatım yok. Bence kitaptaki en dikkat çeken anlatılar son bölümde yer alıyor. Santiago Nasar’ı kim, neden öldürdü sorgusunu polisiye olarak kurgulayan kitabın bu son bölümü cinayetin işleneceğini herkesin bilmesine rağmen, kimsenin engel olmak için tek bir şey bile yapmadığı gerçeği etrafında toplumsal bir ruh çözümlemesi sunuyor. Garip olan şudur ki katiller bile kendilerini durduracak birilerini arıyorken, üstelik işleyecekleri suçu alenen ifade etmelerine rağmen kimse onlara inanmıyor. Herhangi bir kişi bile Santiago Nasar’ı kurtarabilecekken kimse kılını kıpırdatmıyor; toplum karşısında birey tek başına yer alıyor. Katillerden birinin savurduğu tehditlerde gerçeklik payı hisseden yalnızca tek bir kişi vardı, o da katillerin kasap arkadaşı Faustino Santos, ve bir polis memuruna bu endişesinden de bahsettiğini söylüyor anlatıcıya.

Anlatıcı o uğursuz pazartesinin üzerinden yirmi yedi yıl geçtikten sonra doğduğu kasabaya gelip işlenen Santiago Nasar cinayeti ile ilgili araştırma yapan gazeteci olarak karşımıza çıkıyor. Olayın tanığı olan kişilerle ropörtaj yapıyor, dolayısıyla kitapta çok fazla karakter yer alıyor. Anlatıcının konuştuğu tanıklar aynı günü farklı atmosferlerle ifade ediyor, biri havanın kesinlikle yağmurlu olduğunu söylerken diğeri ise yağmur olmadığını söylüyor. Bu durumu kişilerin o günü farklı anlamlandırması ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Zira bir kesim bu namus cinayetini savunurken, kimileri günü uğursuz olarak nitelendiriyor.

Romanda büyülü gerçekçilik akımının esintilerini göreceksiniz, ki zaten Gabriel Garcia Marquez bu akımın en başarılı yazarı olarak kabul ediliyor. Romanda karşıt unsurlar ve olaylar akımın olmazsa olmaz özelliği olarak bir arada gerçekleşiyor; düğün ve ölüm, toplum ve birey, zengin ve fakir, kadın ve erkek rolleri gibi zıtlıkları keşfedebilirsiniz. Diğer taraftan Maria Alejandrina Cervantes’in evi zarif bir özel mülk olarak anlatılmasına rağmen bir genelev olarak kullanılması da büyülü gerçekçilik göstergesi olarak sayılabilir.

Bana bir ön yargı verin dünyayı yerinden oynatayım.

Mükemmel bir söz değil mi? Santiago Nasar’ın gerçekten bir günahı olduğuna dair herhangi bir kanıt yer almıyor. Angela Vicario’nun onu hedef göstermesinin ardından erkek kardeşleri Santiago’ya yöneliyor, tek dayanak bu. Santiago Nasar, nişanlısının babasının onu korumak istemesi karşısında bile sadece şaşkınlık belirtisi gösteriyor ve bu duruma bir mantık bulamadığı için savunmasız kalmaya devam ediyor. Sanki gerçekten ölmesi gerekiyormuş gibi, bu ölüm kusursuz bir şekilde gerçekleşiyor…

Zeliha Taşkın

Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.