Stefan Zweig Korku Kitap Yorumu ve Konusu | insanizi.com

“Korku” İle Nefis Terbiyesi

Tehlikenin ya da tehlike ihtimalinin uyandırdığı duygudur korku, bir kalıbı yoktur. Kimi için heyecanı artırır, tehlikeyi cazip kılar. Kimine ise tokat etkisidir korku, gözünü uzağa daldıran bir halden uyanır gibi, buzlu suda yüzünü yıkar gibi…

Heyecan demişken fırtına veya bunaltıcı sıcak kadar, havanın durgunluğu da insanı rahatsız edebilir. Aynı şekilde ılımlı bir mutluluk da talihsizlik kadar kışkırtıcı olabilir. Ve isteksizlik çeken pek çok kadın için, umutsuzluğun getirdiği sürekli bir doyumsuzluktan daha tekinsizdir. Tokluk da açlıktan daha az kışkırtıcı değildir. İşte bu nedenledir ki, düzen ve huzur halinden şaşırtacak küçük kaçamaklar kimi zaman eğlenceli görünebilir. Sizin de düzenli hayatınızdan sıkıldığınız ve kalp ritminizi hareketlendirmek istediğiniz zamanlar oluyor mu?

Korku Konusu

Irene, varlık ve birçoğuna göre huzur dolu hayatına renk katmak için, ki bu rengin ileride kapkara olacağından bihaber, bir piyanistin peşinde kocasına ihanet etme gafletinde bulunuyor. Piyanistin sevgilisi olduğunu iddia eden bir kadın tarafından şantaja uğrayana kadar bu kaçamak ilişkisinde mutluluğu arıyor. Bence zayıf karakterli bir kadın olan Irene, bu zayıflığın rüzgarında savrulurken kendini bir heyecan fırtınasının ortasında hissediyor ve içi soğuk olan her insan gibi, kendisi yanmadan tutku ateşiyle sarılmış olmaktan hoşlanıyor. Bu tutku ateşi, uzun sürmüyor ve alevi Irene’ye de sıçrayınca, rezil olmak ve dışlanmak korkusunun da etkisi ile elinde olan mutluluğun farkına varıyor.

Kaybetmeye ramak kala anlaşılır ya hani değeri var olanların, işte bu korku, yeni bir korkuyu daha işliyor Irene’nin kanına, kocasını ve çocukları ile aslında sahip olduğu huzurdan mahrum olma korkusu. Ve o, bunu değil bir gün bir dakika bile taşıyabilecek bir dirayette değilken, itiraf edip her şeyini kaybetmek ile korkunun yükünü tek başına omuzlamak arasında sıkışıp kalıyor. Ya siz? Korktuğunuzun başınıza geleceğinden emin, o anı beklediniz mi hiç?

Hikayede duygular, bi’ttabi korku asla karakterlerin gölgesinde kalmıyor. Benim zihnimde canlandırdığım Irene karakterinin fiziksel özellikleri ile sizin okuduğunuzda somutlaştıracağınız Irene mümkün değil aynı olmayacaktır. Ama onun hissettiklerini anlayabileceğinizden ve empati yapabileceğinizden zerre şüphem yok. Örnek olsun, bir kesit paylaşacağım. İhanet değilse de pişmanlık duyduğunuz bir anı ardından bu yazılanları en az bir kere hissetmiş olabileceğiniz kanısındayım.

Bedenine asılı iki soğuk ve cansız nesne gibi kaskatı duran ellerini yokladı ve bir anda sarsılarak titremeye başladı. Boğazından acı bir şeyler yükseliyor, kusacak gibi oluyor, aynı zamanda da göğsünü yerinden söken bir kasılma hissiyle anlamsız ve kör bir öfke hissediyordu.

Şimdi her şeyin sonuna yaklaştığı sırada ilk kez bir başlangıç hissediyordu.

Stefan Zweig, öyle akıcı ve öyle insanı hikayenin içine çeken bir anlatım kullanmış ki, son cümlelerin ardından bir sonraki  kitaba başlamak için sabırsızlandırıyor. Okurken olayların nereye sürüklendiğini tahmin edebiliyorsunuz ama bu hal asla hikayenin tadını ekşitmiyor. Neticede olaylar değil, duygular sizi sarıyor. Korkunun teşvik ediciliğinden ziyade caydırıcı ve hatta özgürleştirici boyutu dikkat çekiyor. Yaşadığınızı hatırlamak istiyorsanız, bir an önce Korku’yu okuyun.

Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.

Default image
Zeliha Taşkın
Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.
Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.