Kahverengi Elbiseli Adam

Kahverengi Elbiseli Adam (The Man in the Brown Suit) Agatha Christie‘nin dördüncü polisiye romanıdır. Kitapta ana karakter rollerini Anne Beddingfeld ve Albay Race üstlenirken anlatıcı görevini de Anne Beddingfeld karşılıyor.. Anne Beddingfeld’ın okuyucu ile buluştuğu ilk kitap olan Kahverengi Elbiseli Adam, en iyi Agatha Christie romanı olmasa da, okumaya değer. Sayısız polisiye roman okuyan insanlar hak verecektir; şu dönemde mükemmel bir kurgu ihtiyacını doyurmuyor olsa da kitabın yazıldığı dönemi ve Agatha’nın bu işin öncülerinden olduğunu düşününce kitabın ve kurgunun hakkını yememek gerekiyor.

Kitaptan esinlenerek 1989’da çekilmiş bir film de bulunuyor. Benim gibi, kitap karakterlerini başkalarının gözünden ve yorumundan görerek kendi hayal dünyanızdaki halleri ile karşılaştırmaktan keyif alıyorsanız, film sizin için bir hayal kırıklığı olmayacak. Kahverengi Elbiseli Adam filmi, kitabın birebir kameraya aktarılmış hali olmasa da -ki böyle bir beklentimiz de olmamalı- izlemesi de keyifli idi.

Agatha Christie serisinde ilk kez karşımıza çıkan Anne Beddingfeld ana karakterini biraz tanımakta fayda var: Genç ve güzel kadın Anne, bir bilim insanı Profesör Beddingfeld’in kızıdır. Babası hastalanıp öldükten sonra hayatında maddi sıkıntılar ile baş etmek üzere Londra’ya taşınır. Macera arayan ve (neredeyse herkes gibi) dünyayı gezme hayali olan bir karakterdir. Londra’ya yerleşme fikrinde maceraperestliği büyük ölçüde etkili olmuştur tabii. Taşınma kararı onun macera hayalini karşılayacaktır, hem de son derece bir hızda!

Kahverengi Elbiseli Adam Kitabının Konusu

Babasının ölümünden sonra Londra’da yaşamaya karar veren Dedektif Anne Beddingfeld, Hyde Park’ın köşesinde bulunan metro istasyonunda aradığı macerayı bulur. Metroda naftalin kokan bir adamın dengesini kaybedip rayların üstüne düşüşüne şahit olur. Scothland Yard, ölümün kaza olduğuna karar verir.

Oysa Anne olayları daha farklı görmüştür, kendisi ile göz göze gelen naftalin kokulu adamın gözlerinde korku vardır. Geri adım attığı sırada tren raylarına düşen zavallı adamın cesedini kalabalığın içinden çıkan bir doktor (kahverengi takım elbiseli adam) muayene eder ve öldüğünü söyleyip oradan uzaklaşır. Adamın arkasından bakakalan Anne, doktorun cebinden bir kağıt düştüğünü görür ve kağıdı alıp çantasına atar. Bu kağıtta şifreli bir mesaj bulunmaktadır, bir adres. Eve döndüğünde bu şahit olduğu olayı gözden geçirir ve olayın gerçekten de göründüğü gibi olmadığını sezer. Doktorun muayene etmekten çok adamın ceplerini araştırır gibi göründüğünü hatırlar ve bu not onu aradığı maceraya sürükler…

“Albay” olarak tanınan bir katilin kimliğini ortaya çıkarmaya çalışan Anne, Albay’ın da onun peşinde olduğunu bilmeden kaza olmadığına inandığı bu olayın peşini bırakmaz ve elinde olan tek bir ipucunun götürdüğü yere gider.

Default image
Zeliha Taşkın
Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.