İş Yapmam Ben; Aylakım…

Aylak Adam, Yusuf Atılgan’ın psikojik ve sosyolojik bir temele dayanarak yazdığı ilk romanıdır. Aylak Adam romanında yazarın C. olarak isimlendirdiği karakterin bilinçaltına attığı kötü çocukluk anılarının etkisinden kurtulmaya çalışırken diğer yandan mutluluk arayışını anlatıyor. Dört mevsimlik bir zaman diliminde geçen roman, kendinden önce işlenen “aylak” sıfatını farklı yönden ele alıyor; aylak adam kaba tabirle bir zibidi olarak işlenmiyor bu romanda.

Topluma yabancılaşma ve varoluş mücadelesi ana teması etrafında bir aylak olarak yaşayan C. roman boyunca mekânları anıları ile bağdaştırıyor, tanıdık huzurlu hissettirecek bir duyguyu arıyor, mutlu hissettiği tek zamanı tekrar yaşayabilmek için…

“ İş yapmam ben; aylakım… Çalınmış para yerim ben.” Babasına benzemekten korkarak yaşıyor ve ondan gelen her şeyi reddediyor, babasına karşı hissettiği kötü duygularının karşılığından onun parasını düşünmeden saçarak harcıyor. C.’nin babasına olan nefreti onun yaşamındaki dış görünümünü de etkiliyor, babası bıyıklı diye kendisi asla bıyık bırakmıyor. Babası ile yaşadığı kötü anılar, C.’nin babasına karşı nefretinin yanı sıra onun kadınlar ile ilişkisini de derinden etkiliyor, kadınlar ile öylesine birlikte olmaktan kaçan, onlarda sevgi ve şefkati arayan bir adam oluyor.

C., yalnızlık hissini onca kalabalığın içinde dahi yaşıyor ve toplum ile uyum sorunu yaşıyor, çevresinde olan biteni ve insanları son derece dikkatli gözlemliyor ve kendisini diğer insanlardan farklı görüyor; “Yoksa her şey ben olmadığım zaman, benim olmadığım yerlerde mi oluyordu?”. Toplumdaki kalıplaşmış durumları sorgulayan ve kabul etmeyen bir adamdır. “Kılığı düzgün bir adamın sokakta simit yemesi yasaktır. Bütün yasaklar gibi bunun da bir kaçamak yolu yok mu? Simidi kır, cebine sok. Tek elinle bir lokma koparıp, kimseye sezdirmeden ağzına at. Ama ben dişlerim sağlamken ısıracağım.”

C., tekrardan ve alışkanlıklardan korkan bir adam. Bu özelliği ile toplumda tekrardan rahatlık ve güven duyan insanlardan farklılaşıyor. “Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Gündüzleri bir okulda ders verir, geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasızdı. Ama biliyordu. Yetinemeyecekti. Başka şeyler gerekti.” Öyle ki, bir zamanlar sevgilisi olan kadının diğerleri ile benzerliğini görünce ondan uzaklaşıyor. C., etrafındaki insanların da herkes gibi olmasından rahatsız oluyor ve kendi gibi, kendisini tamamlayacak birini arıyor.

Zeliha Taşkın

Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.