İlk Kilitli Oda Gizemi Hikayesi

İyi hikayeler çoğunlukla çatışma, karmaşa ya da bir problem, endişe, belirsizlik ya da direkt olarak sonucun verilmesi ile başlıyor. Morg Sokağı Cinayetleri ise alışılmışın çok dışında bir yöntem ile söze giriyor; analitik ve yaratıcı zihin karşılaştırması ile bir takım düşünme tarzlarını ortaya koyarak yaratacağı karakter için hazırlık yapıyor. Auguste Dupin’in nasıl böyle bir beyine sahip olduğunu açıklayan bir girizgah sunuyor ve sonuca ulaşmak için analiz sürecine odaklanıyor. Hikayenin devamında kullanılan yöntem (olay yerinin keşfedilmesi, dedektifin olay yerini ziyareti, polisin göz ardı ettiği bilgilerin toplanması, gerekçelerin ortaya konarak suçlunun bulunması, suçlunun ve dedektifin yüzleşmesi) şimdilerde bize çok tanıdık geliyor, bu doğru. Ancak yazıldığı döneme göre değerlendirme yapmak gerekir ki bu yöntemi ilk olarak kullananın Edgar Allan Poe olduğunu hatırlamakta fayda var.

Aynı zamanda anlatıcının da  ev arkadaşı olan Dupin, Paris’teki hayalî bir sokak olan Rue Morgue’da yaşayan Madam L’Espanaye ve kızının vahşi ve görünürde olağandışı olarak nitelendirilebilecek cinayet davasını analitik zekasıyla ustalıkla çözüme kavuşturuyor. Dupin öncelikle ulaştığı sonucu anlatıcı arkadaşına aktarıyor ve arkasından bu sonuca nasıl vardığını detaylı olarak anlatıyor.

Hikayenin konusundan da kısaca bahsedecek olursak, Dupin ve anlatıcının gazeteden okudukları habere göre Madame L’Espanaye’nin boynu tamamıyla kesilmiş, kızı ise boğularak öldürülüp şöminenin baca boşluğuna sıkıştırılmıştır. Cinayetin gerçekleştiği oda dördüncü kattadır, kapı içeriden kilitli ve dışarıdan içeriye giriş mümkün değildir. Olaya tanık olan komşuların verdikleri ifadeler ise birbiri ile çelişmektedir, çünkü her biri katilin farklı bir dilde konuştuğunu iddia etmiştir.

Poe, Morgue Sokağı Cinayetleri ile sonunu tahmin etmenin asla mümkün olmadığı bir hikaye sunuyor. Kullandığı yöntem ile çokça övgü toplayan yazar ise bu övgülere karşı “yöntem açısından zekice kabul edilebilir ancak çözmek için özellikle atılan bir düğümü kendi kendine çözmenin neresi zekice?” şeklinde yanıt veriyor. Bu ne mütevazilik böyle!

Nisan 1841’de anadilinde ilk basımı yapılan bu hikaye (The Murders in the Rue Morgue) polisiye edebiyatının ilk “kilitli oda gizemi” hikayesi olma özelliğini taşıyor. Bazı kaynaklar ise Morgue Sokağı Cinayetleri’ni ilk dedektif hikayesi olarak nitelendiriyor. Ana karakter Auguste Dupin, kendisinden sonra yazılan Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes karakteri, Agatha Christie’nin Hercule Poirot karakteri ve daha bir çok dedektif karakteri için esin kaynağı oluyor. Edgar Allan Poe, bu hikayenin temasını “bir cinayeti ortaya çıkarma yeteneği” olarak ifade ediyor.

Hikaye aynı zamanda birkaç kez TV filmlerine de uyarlanmış. Filmleri izlemedim ve izlemeyeceğim çünkü asıl hikayenin dışında unsurlar içerdiği için kitabın tadını bozmasına izin vermek istemiyorum. Kitabı henüz okuma niyetinde olanların da izlemesini tavsiye etmiyorum. İlle de izlemek isteyenler olursa 1954, 1986 ve 2012 yapımı olan filmlere göz atabilirler.

Son olarak, Dupin’in bakış açısını biraz daha net aktarabilmek adına karakterin konuşmasından bir alıntı paylaşacağım.

Fazla derine inmek diye bir şey var. Ve gerçek her zaman kuyunun dibinde olmayabiliyor. Hatta çok daha önemli bilgilerin daima yüzeyde kaldığına inanıyorum. Biz derinliği, vadi kuytularında ararız ama o dağ tepelerinde çıkar. Bu tarz yanılgılara nasıl düşüldüğünü anlamak için gök cisimlerini inceleyebiliriz. Bir yıldıza öylesine bakıp geçmek, retinanın dışına aksetmesini sağlayacağı için –dışı hafif ışıklara karşı ortasından daha duyarlıdır- o yıldızı iyice görmek, aydınlığın zevkine varmak demektir; çünkü gözümüzü tamamen ona çevirdiğimizde aydınlığı sönecektir. Bu durumda göze daha çok ışık gelse de diğer durum çok daha temiz bir kavrayışa imkân sağlar. Yersiz derinlik düşünceyi bulandırıp zayıflatır; dikkatinizi bütünüyle verip sürekli ona bakarsanız eğer çoban yıldızı bile gökyüzünden silinip yok olabilir.

Zeliha Taşkın

Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.