Hepimiz Biraz Psikopatız, Lakin Bazıları Daha Çok

Psikopat. Bu kelimeyi duyar duymaz katiller sapıklar, intihar bombacıları düşüyor zihnimize. Düşüyor da… Aslında işler biraz daha karmaşık. Kitabı okuyunca kendinizi sorgulayacaksınız her sayfada. Her vakada kendiniz ile kıyaslamalar yapacak ve yazar Kevin Dutton ile sohbet ederken bulacaksınız kendinizi: Ben de bu Olağan Psikopatlar’dan biri miyim?

Siz de benim gibi insan psikolojisine ilgi duyuyorsanız, Olağan Psikopatlar’dan öğrenecek çok şeyiniz var demektir. Temelde psikopat kavramına yüklenen anlamın eksikliğinden yola çıkarak psikopat olmak için sadece şiddet ve suça meyilli olmak gerekmediğinden bahseden Profesör Kevin Dutton, cerrahların, avukatların, gazetecilerin, bomba imha ekiplerinin de birer psikopat olduğunu savunuyor. Kitapta diğer profesörlerin yaptığı araştırmalar ve sonuçlarına eleştirel yaklaşarak kendi bakış açısını ortaya okuyor ve inanın Kevin Dutton’a hak vermemek elde değil. Bilimsel veriler içeriyor olsa da, çeşitli gerçek vakalar ile desteklendiği için ders çalışıyor gibi bir hisse kapılmıyorsunuz, bu konuda endişeleriniz varsa onları derhal kovabilirsiniz.

Olağan Psikopatlar’ı okuduktan sonra, etrafınızdaki insanlara bakışınız değişecek.

Şiddete ve suça eğilimli psikopatların, kurbanlarını yürüyüşünden tanıdığını biliyor muydunuz? İnsanların zayıflıklarını yürüyüşlerinden anlıyorlar.

Bomba imha ekiplerinin yaptığı işteki gerginliği ve riski bilirsiniz. Kendi hayatları var işin ucunda. Normal şartlar altında tehlike arz eden bir bombanın yanındayken bile heyecan ve kalp ritimlerinin artması beklenir. Ancak! Yapılan bir araştırma gösteriyor ki bu çılgın psikopatların kalp ritimleri işlerini yaptıkları sırada sabit kalıyor. Ve daha da önemlisi, tabii bir o kadar da ilginci bu uzmanlar arasında başarı nişanı alanlar başarı nişanı alamayanlardan farklı reaksiyon gösteriyor: yavaşlayan kalp ritmi. Bir düşünsenize, oysa o kalbin yerinden fırlayacak gibi atması gerekirdi, değil mi?

Bu kitapta, benim de tamamen mantıklı bulduğum bir düşünce savunuluyor. Psikopatlık bir yelpaze gibidir ve tıpkı bir ekolayzer gibi her insan bu yelpazenin farklı noktasında bulunur ve psikopatlık dereceleri birbirinden farklı olabilir. Bazılarında düşük psikopatik özellikler bulunurken, diğerleri daha yüksek bölgelerde konumlanıyor olabilir.

Psikopatların öğrenme şekli bile diğer insanlardan farklı.

Ceza ile pekiştirildiğinde daha yavaş öğrenme gerçekleştiren psikopatlar, sonunda ödül varsa daha başarılı oluyorlar ve daha hızlı öğrenme gerçekleştiriyorlar. Yani, eğer bir durumdan çıkar sağlayabileceklerse, ödül ne olursa olsun, harekete geçiyorlar. Korkusuz olduklarını hepimiz biliyoruz ya da tahmin ediyoruz, bu insanlar aynı zamanda müthiş bir odaklanma yeteneğine sahipler. Dayanılmaz bir cazibeleri ve karizmaları bulunur ve kendilerindeki anormalliği gizlemekte ustadırlar. İnsani değerlerden ve duygulardan tamamen uzaktadırlar, bırakın uygulamayı anlayamazlar bile.

Şimdi size onların düşüncelerinin işleyiş şeklini ortaya koyacak bir ahlak bilmecesinden kesit sunacağım. Beş hastası olan bir cerrahın organ nakline ihtiyacı bulunuyor ve organların yokluğu ölüm ile sonuçlanacak hayati önem taşıyor. Ne var ki bu hastaları kurtaracak organlar henüz mevcut değil. O aralar gayet sağlıklı, genç bir hasta muayeneye geliyor ve bu hastanın organları diğer beş hastaya da uyuyor, üstelik bu hastanın ortadan kaybolmasıyla kimse doktordan şüphelenmeyecek. Bu durumda, sizce bu doktor beş hastasını kurtarmak için sağlıklı ve genç adamı öldürmeli mi? Karar vermek zor öyle değil mi? Psikopatlar için değil. Her ne kadar adamın öldürülmesi ahlaki olarak kabul edilemez bir davranış da olsa onlar bir kişinin hayatına karşılık beş kişiyi kurtarmak gibi bir mantığa inanarak “öldürmeli” seçeneğinin daha “rasyonel” olduğunu düşünüyorlar.

Yukarıdaki bilgiler sizi heyecanlandırdıysa ve daha fazlasını öğrenmek istiyorsanız, Olağan Psikopatlar’ı satın almak için daha fazla zaman kaybetmeyin. 🙂

Puan: 10/10

Zeliha Taşkın

Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.