Düşünen İnsan Hikmet Benol Tehlikeli Oyunlar Oynuyor

Düşünen İnsan: Hikmet Benol

Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar kitabını ikinci okuyuşum. İlk seferi üniversitenin birinci sınıfında Türk Edebiyatı dersinin mecburiyeti ile olmuştu. Teşekkürler olsun, iyi ki tanışmışım, yetmedi yine okudum. İki kitap arasında bir de tiyatro oyununa gittim. Erdem Şenocak’ın Hikmet Benol rolünü üstlendiği Tehlikeli Oyunlar Tiyatrosu‘nu Moda Sahnesinde izledim, oyun sahne almaya devam ediyor. 21 Aralık 2016 için bilet kalmamış ancak 17 Ocak 2016 gösterimi için elinizi çabuk tutarsanız, yerinizi hazır edebilirsiniz. Çünkü mutlaka gidip izleyin. Erdem Şenocak’a o kadar yakışmış ki Hikmet Rolü… 140 dakika boyunca asla yorulmadan ve enerjisini kaybetmeden bütün kitabı yaşıyor. Oynamanın da ötesinde bir şey bu! Zaten oyunu izledikten sonra kitabı yeniden okuma isteği duyuyorsunuz, hele ki üzerinden uzunca bir zaman geçtiyse. Kitabı yeniden okuduktan sonra tekrar tiyatro oyununu izlemek istiyorsunuz, sonsuz bir döngü gibi bir hal alıyor.

Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay’ın ikinci romanı. Tutunamayanlar’dan sonra yazmaya başladığı bu romanını o sıralar şu sözler ile anlatmış: Sanırım bu romanın kahramanı da tutunamıyor. Bu konudaki yakınmalarını pek ciddiye almıyorum. Selim kadar haklı değil galiba. Hikmet de bunun farkında olacak ki tatsız sıkıntılarını dindirmek için oyunlara başvuruyor. Kitabın adı “Tehlikeli Oyunlar” olacak.

Söylemeden geçemeyeceğim, Tutunamayanlar ile kıyaslayınca Tehlikeli Oyunlar’ı daha çok sevdim.

Hikmet Benol Kimdir?

Hayatın içindeki kargaşanın esas gerekçelerini keşfetmeye çalışırken hayatın gerçekleri üzerinde durmanın tehlikeli olduğunu anlayarak onlarla oyun oynar gibi ilgilenip yaşamanın yollarını araştırıyor. Tehlikeli Oyunlar oynayan Hikmet Benol üzerinde bilinç akışı anlatım yöntemi kullanmış Oğuz Atay. Karakter eşyalarla konuşan, farklı çoğu zaman zıt düşüncelerin aklında volta attığı bir karakter. Ani ruh hali değişiklikleri yaşıyor, dolayısıyla sürekli kendi içinde bir kararsızlıkla savaş halinde. O, içinde bulunduğu anlara tamamen teslim olmayan, daha doğrusu teslim olamayan bir karakter; söylediği bir ise düşündüğü bin olan…

Yani yine bir “tutunamayan” adamla daha karşı karşıyayız. Kitabın bir bölümünde geçmişinde oynadığı iki piyesten bahsediyor Hikmet, tabii onlara oynamak denirse. O da farkında. Hayatın içindeki varlığı da en fazla o tiyatro oyunlarındaki rolü kadar büyük, yani neredeyse yok denebilir.

Hikmet’in oynadığı ve zannımca oynamaktan en çok keyif aldığı tehlikeli oyunlardan biri sevgininarkadaşlarıylayatmahobisi oyunu. Zaten başına ne geliyorsa, hep bu oyundan geliyor.

Sevgi. Hikmet’in ayrıldığı karısı yani. Biraz onun ve daha çok Bilge’nin gidişinin etkisi ile her cümlede dayanma gücünün ve yaşama umudunun eriyip gittiği gözlemleniyor.

Söyle evladım, diye teselli ederdi annem beni. Söyle de içine hicran olmasın. Hicran oldu anne.

Düşünceler insanı boğar mı? Hikmet Benol’u boğuyor. Düşünceler insanı boğuyor. Sessizliğin içinde kendi iç sesi ile boğuyor. Acımadan! Hayallerinde bile korkar mı insan? Hayallerinde bile hükmedemez mi?

O anlaşılmak istiyor…

Kitabın henüz başlarında kim böyle bir adamla evlenmek ister ki dedim. Kim kendini bilerek buhranda bırakan, en ufak bir yaşam enerjisi bulunmayan birinin kendisini sevebileceğine inanıp da bu adamla evlenir? Sevgi’nin hayatını anlatan bölümden sonra, taşlar yerine oturduysa bile yine de Üniversite eğitimi almış ve dolayısıyla en azından hayata karşı bir şansı varken elinin tersi ile iten bir adamın bu “Şans mı? Teşekkürler albayım, ben almayayım” tavrı biraz, hayır biraz değil bir hayli korkakça değil mi?

Hüsamettin Albay, Sevgi, Bilge, Nurhayat Hanım, Hidayet ve Diğer Tehlikeli Oyunlar Karakterleri Gerçek Mi?

Hazır Sevgi’den bahsetmeye başlamışken, kitabın Sevgi’li bölümlerine kadar tüm karakterlerin hayali olduğu izlenimi oluşuyor. Sonra tekrar kayboluyor. Sonra tekrar bu insanlar sadece Hikmet’in kafasında değil, bu insanlar gerçek dediğim anda çok sevgili Oğuz Atay bu şüpheleri duyacağımı ya da duyacağımızı önceden sezmiş olacak ki kafaları iyice karıştırmak için bir hamle daha yapıyor: …Ben birlikte yaşadığım varlıkları, ayrıca birer “kavram” olarak düşünmek istemiyorum. Gönlümün rüzgarına kapılıp gidiyorum. Bunun dışında bulanık hayaller var kafamda. Bu hayalleri bazen Hüsamettin Albay ya da Nurhayat Hanımla karıştırdığım oluyor; fakat, istediğim gibi düşünüyorum bu insanları. Sen olduğun gibi yaşamak istiyorsun kafamda: Bir varlıkkavram olarak çıkıyorsun karşıma. Yaşanırken düşünülmesi ve düşünürken yaşaması gereken bir mesele olmak istiyorsun. Bilge’ti, senin gibi hissetmemi istiyorsun. Nasıl olur? Yani ablayı da, kendimi onun yerine koyarak mı düşüneceğim? İşte bu nedenle, kurmak istediğim dünya, senin yüzünden yıkılıyor, bütün oyunlar anlamını kaybediyor. Sevgili Bilge, işte bu yüzden hayal ve gerçek, benim onlara verdiğim anlamları kaybetmek üzere. Sen, yaşadığım bir gerçek misin? Yoksa, bir zamanlar yaşamış olduğum dünya mısın? Yoksa ikisi de değil misin? İlk gençlik günlerimin bir efsanesi misin yoksa, ey esrarlı kadın?…

Son bölüme kadar herkesin varlığında şüphe ettiriyor Oğuz Atay, bütün karakterlerin Hikmet Benol’un kafasında yaşayan varlıklar olduğunu hissettiriyor. Evet, Hikmet’in aklından geçen oyunlar, senaryolar, kişiler var ve Hikmet onları hatırlıyor, kuruyor, oynuyor ve… Kitabın son paragrafında ise sanki Oğuz Atay bizimle oyun oynuyor. Kafanız karışık, okuduklarınızın etkisinden çıkamamışken ve ne olduğunu kavradığınızı sandığınız o aydınlanma anından sonra gülümseyerek diyor ki: “O kadarını biz de anladık.”

Okuyun efendim, tekrar tekrar okuyun. Aklınızın boş olduğu bir zamanda okuyun, sindire sindire…

Puan: 10/10

Default image
Zeliha Taşkın
Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.
Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.