Büyülü Gerçekçilik Nedir?

Büyülü Gerçekçilik kavramı 1925’te Alman post-ekspresyonist (dışavurumcu) tablolarını tanımlamak için sanat eleştirmeni Franz Roh tarafından ileri sürüldü. Roh somut nesnenin gizeminin gerçekçi bir biçimde resimlendirilerek yakalanması gerektiğini ileri sürüyordu. Bu türde ortaya koyulan resimlerde büyülü gerçekçiliğin hayal dünyası ile gerçek dünya iç içedir. Literatürde bu kavram ilk kez 1927’de İtalyan roman yazarı ve eleştirmen Massimo Bontempelli tarafından, modernist kurguları karakterize etmek için uygulanmıştır.

Kısa zamanda bu kavram unutulmaya başlandığında 1940 itibari ile Latin Amerika literatüründe farklı anlamlarla birlikte yeniden canlandı. Bu dönemde gündelik gerçekçilik ziyade daha çok üslupsal deformasyonların ve abartıların kullanıldığı gerçeküstü atmosfere sahip “büyülü gerçekçi” resimler yapılmıştır.

Jorge Luis Borges’in 1935’te yayımlanan Alçaklığın Evrensel Tarihi eseri, ilk büyülü gerçekçilik çalışması olarak kabul edilmektedir. Büyülü Gerçekçilik çerçevesinde eserler yayımlayan diğer önemli edebiyatçılar arasında Salman Rushdie, Günter Grass, Italo Calvino, John Fowles, Janet Frame, Jorge Luis Borges ve Franz Kafka yer almaktadır. Büyülü gerçekçilik akımının en tanınmış yazarı ise 1967 yılında yayımlanan Yüzyıllık Yalnızlık adlı eseri vesilesi ile Gabriel García Márquez’dir.

“Kuşların ölümüne gerçekten onun mu neden olduğu bir türlü anlaşılamadıysa da, ne yeni gelinler canavarlar doğurdu, ne de sıcaklık arttı. Rebeca o yılın sonunda öldü. Ömrü boyunca yanından ayrılmamış olan hizmetçi Argenida, yetkililere başvurarak hanımının üç gündür odasından çıkmadığını bildirdi ve kapıyı kırdıklarında Rebeca’yı yatağında büzülmüş buldular. Saçkırandan kel olmuştu. Parmağı da ağzındaydı. Aureliano Segunda, cenazeyi kaldırmayı üzerine aldı. Sonra evi satmak için onarmak istedi. Oysa ev öylesine yıkıntıya dönmüştü ki, duvarlara sürülen badana hemen kabarıyor, döşemeleri çatlatıp çıkan yaban otlarını, kirişleri çürüten zehirli sarmaşıkları durdurmaya harç yetmiyordu.”

Gerçekçi eserlerde gözün gördüğünü aktarırken büyülü gerçekçi eserlerde ise gerçeklerin ardında gözle görülmeyen gerçeklik ve sebepleri anlatılır. Büyülü Gerçekçilik, gerçekliği sorgulama anlamında gerçekçiliğin bir uzantısı olarak görülse de akılcılığa ve edebi gerçekçiliğe zıt bir akımdır, bilinenin sınırlarının ötesine bakmamızı ister. Ancak bu eserlerde fantastik veya olağanüstü unsurlar kullanılırken gerçekten tamamen uzaklaşılmamıştır. Büyülü gerçekçiliğin ilk şartı gerçek olan ile gerçek dışı veya alışılmamış olan unsurları birleştirip gerçek olanı büyülü bir şekle sokmaktır; fantastik olanla gerçeği, tuhaf olanla mantıklı olanı birleştirmektedir. Şuna da dikkat etmek gerekir ki büyülü gerçekçilik fantastik edebiyatında olduğu gibi gerçekliği saptırmaz, bu sebeple birbirine karıştırılmamalıdır; zaten fantastik eserler gerçeklikten çok uzaktadır. Büyülü gerçekçilik ile yazılan roman ve öykülerde iyi-kötü, şehirli-taşralı, beyaz-siyah gibi karşıtlıklara sıklıkla bir arada yer verilir, böylelikle “melezlik” oluşturulur.

Zeliha Taşkın

Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.