Garez (Malice) - Griffin Hayes Kitap Yorumu | insanizi.com

Büyücü Rebecca Goodman Efsanesi: Garez

Büyücülü kitaplardan, filmlerden hoşlanmıyorum. Garez kitabını satın alırken boşluğuma mı gelmiş, yoksa arka kapak yazısını okumadan mı almışım hatırlamıyorum bile. Ama okumak için kütüphanemden aldığımda polisiye, gerilim okuyacağım sanmıştım. Meğer korku gerilimmiş, seçmiş bulunduk bir kere deyip okumaya başladım. Kitabın arka kapak yazısını okumak isterseniz şuraya bakabilirsiniz: Garez – Griffin Hayes. Söylemeden geçmek istemiyorum Garez bu kitap için aşırı doğru bir isim seçimi olmuş. Kitabın orijinal adı Malice yani birebir Türkçe’ye çevrildiği için, tebrikleri Griffin Hayes’e gönderiyoruz. Malice adlı filmin kitaopile hiçbir ilgisi olmadığını ekleyerek kitap yorumuma başlıyorum.

Büyücülük yaptığı için, ibret olması gayesiyle işkence ederek yavaş yavaş öldürülmekle cezalandırılacak bir kadının hikayesi ile başlıyor kitap. Hikaye başlayınca eyvah dedim, hiç benim tarzım değil, eziyet başlıyor. Ama iki sayfa da olsa okumuştum işte, büyücülük konularını ne kadar sevmiyorsam kitap bırakmayı ondan daha çok sevmiyorum, devam ettim okumaya. Bu arada büyücülük dediysem Harry Potter gibi bir büyücülük değil bu, bildiğin cadı büyüsü. Gözleriyle birilerini öldürebilen, lanetleyen cadıların büyüsü. Ardından anlatılan olay örgüsü günümüze geliyor, ve günümüzde aynı kentte arka arkaya gerçekleşen intihar ölümleri genç çocuk Lysander ve arkadaşı Samantha’nın dikkatini çekiyor. Yaşananların göründüğünden çok daha fazlası olduğunu fark ediyorlar; ölümler intihar değil, ölümler sadece cinayet de değil. Katil ölülerin ruhlarını da ele geçiriliyor!

Sanırım ben de büyülenmiş olacağım ki kitabı çok kısa bir sürede okuyup bitirdim, hem de neler olacağını merak ederek istemem yan cebime koy edasıyla bitirdim.  Sıradışı bir öyküsü yok diyebilirim,  buna rağmen akıcı olduğu kesin.  Yer yer olayların kurgusunu beğendiğim kısımları da oldu, bazı bölümlerde çok klasik karakter tepkileri ile de karşılaştıysam da yazar ilerleyen satırlarda hemen toparlayarak dikkatimi mantıklı bir yöne doğru çevirmeyi başardı. Bu arada çoğunlukla betimlemeleri beğendim. Çevirmenin seçtiği Türkçe kelimeleri başarılı buldum, bazı cümleler yapısından dolayı karmaşık geldiyse de genel olarak ortalama üstünde bir anlatım var.

Kitabın faydalı olmadığına yönelik bir kaç yorum okudum. Hangi korku-gerilim kitabından ne gibi bir fayda bekleyerek okuduklarını merak ettim. Kork, geril, eğlen geç yahu. Kitaplardan fayda arayanlara Türk klasikleri, Dünya klasikleri okumasını öneriyorum. Kelimeleri linkledim, tıklarsanız sizi ilgili sayfaya götürecek, birkaç “faydalı” kitap ile ilgili yazmışlığım oldu, ilgili linklerden göz atabilirsiniz. 🙂

Hep söylüyorum yine tekrar edeyim, kitapları satın alırken ilk birkaç sayfasını okumak doğru kitap seçimi için en önemli kriter bence. Mağazadan satın alınan kitaplarda bu imkan hep var, online da ise bazılarının ilk sayfalarını okuyabiliyorsunuz. Bu sebeple, kitabın gizemini kaçıracağını düşünmediğim için ve gerçekten beğenenlerin okumaya başlamasına katkıda bulunabileceğime inandığım için ilk “efsane” olarak anılan hikayenin bir kısmını özetleyerek aşağıda paylaşacağım. Hikayeyi okumadan sayfadan ayrılacak olanlara şimdiden vedamı edeyim; çok memnun oldum, yine gelin 🙂 Hikayeyi ve kitabı okuyacaklara son bir tavsiyem daha var, kitabı bitirdikten sonra dönüp efsaneyi tekrar okuyun. Garez’i seveceksiniz.

Millingham, sene 1648

Yanan cesedin kokusu, yakında sokakları dolduracaktı. Millingham’ın sakinleri böyle olacağını, Tanrı’nın biricik oğlunu onların günahları karşıladığında ölmesi için gönderdiğini bildikleri kadar iyi biliyorlardı. Hüküm giyen cadı, öğlene doğru yakılacak, günahkar ruhu sonsuza dek yok olacaktı.

Çok geçmeden, Millingham’ın dar sokakları, Massachusets Körfez Kolonisi’nin dört bir köşesinden gelen insanlarla hınca hınç dolmuştu. İki çocuk, bir pencereden evlerin çatısına tırmanmıştı. Gösteriyi beklerken, oldukları yere sessizce tünemişlerdi.

Kısa bir süre sonra Vali John Wintrop göründü. Seçkin adamlardan oluşan bi grubun en önünde at sürüyordu. Arkasından, körfez bölgesindeki her kasabadan akın eden uçsuz bucaksız bir insan seli geliyordu. Uzaklardan gelmişlerdi, cadıyı yanarken görmeyi dört gözle bekliyorlardı. Son olarak, Millingham Şehir Konseyi üyeleri geldi. Etekleri yerleri süpüren, siyah cüppeli, beyaz yakalı, geniş kenarlı, gümüş tokalı, koni şeklinde siyah şapkalar giyen uzun boylu adamlardı. Konseyin başında Parris Locke adında, uzun boylu, delici bakışlara ve iskelet gibi zayıf hatlara sahip bir adam vardı. Yerine doğru yürürken, arkasında dalgalanan siyah peleriniyle Azrail’e benziyordu. 

Herkes yerine oturunca, Locke zayıf elini havaya kaldırdı ve muhafızların komutanlarına işaret etti. emir verildi. kısa süre sonra, Rebecca Goodman, her yerine çamur sıçramış beyaz bir katırın çektiği arabayla şehir meydanına getirildi. Kadın acımasızca işkence görmüştü. Yüzü şişmiş ve tuhaf şekilde biçimini kaybetmişti; bileklerinin bağlı olduğu kazıktan aşağı doğru kan akıyordu. Alnına, sıcak bir demirle göz sembolü yapılmıştı. Böylece etrafına toplanmış olanlara kötü gözle bakarak büyü yapma girişimleri engelleniyordu. 

İki asker kadını indirdi ve platformun üzerindeki kazığa bağladı. Ayaklarının altına odun ve çalı çırpı yığılmıştı. Rebecca’nın dudaklarından buhar çıktı. Soğuktan titriyordu. Bir noter, kadının önünde durup, uzun bir parşomen çıkarınca kalabalık sustu. Rebecca Goodman, konseyin verdiği karar gereğince, cadılık ve büyücülük yapmaktan, bunları günahkarca, acımasızca ve kasıtlı olarak Millingham ve çevresinde kullanmaktan suçlu bulundun. Bu yüzden yakılarak cezalandırılacaksın.”

Alevler giderek yükseldi. Feryatlar daha da umutsuz bir hal aldı. Çığlıkları, ciğerlerine dolan zehirli dumanın etkisiyle zaman zaman şiddetli bir öksürüğe dönüşerek kesildi. Cadının kafası yavaşça öne düştü ve kalabalık rahat bir nefes aldı. Nihayet ölmüştü.

Ama sessizliği delen haykırış, yeniden dikkatini olaylara çekti. Cadının öne düşmüş kafası dikilmeye başladı. Korkunç bir şekilde zarar görmüş yüzüyle, alevlerin arasından konseyin başındaki adama bakıyordu. Öfkesi, neredeyse elle tutulur dalgalar halinde bedeninden dışarı süzülüyordu. Çığlıkları ve titreyen gövdesi birden durdu. Alevlerden kurtulma çabaları da son buldu. Çirkin bir hal almış dudaklarından boğuk sesler çıktı. Cadının onları lanetlediğini aniden hepsi anladı.  Cadı, önce kıs kıs güldü, sonra kahkahalar atmaya başladı. Kalabalıktakiler, deli gibi kaçışmaya çalıştılar. Herkes büyük bir panik içindeydi. Cadının, kelleşmiş ve kararmış kafası son kez önüne düştü. Her şey bir anda sessizliğe gömüldü. Rebecca Goodman ölmüştü, buna hiç bir şüphe yoktu. Parmaklarının arasından olayı izleyen çatıdaki çocuklar bile cadının dehşetli ölümünü görmüş, ancak daha ürkütücü bir kötülüğün doğuşuna da tanıklık etmişlerdi.

Default image
Zeliha Taşkın
Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.
Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.