Bir Bedende On Ruh

Benzer hikayeleri çok okuyup filmlerini izlediğim için sadece arka kapak yazısını okuyarak satın alma kararını veremeyeceğim bir kitap, Mario Mazzanti’nin On İçimdeki Katil. Tabii kitap hediye gelince ve ön kapağında yazarın el yazısı ile “Türk okurlarıma sevgilerimle” imzasını görünce işler değişti ve başladım sayfaları çevirmeye.

Riondino, rehabilitasyon kliniğinden arkasında iki katledilmiş beden bırakarak kaçınca suç psikiyatristi Doktor Claps, Başkomiser Sensi’ye yardım etmesi için görevlendiriliyor. İki kadın cinayetinden sonra rehabilitasyon kliniği gözetimi altında tutulan Riondino sessizliği yarıyor ve klinikteki iki gözetmeni öldürerek “özgürlüğüne” kavuşuyor. Polislerden kaçma serüvenine ne kadar özgürlük denirse tabi. Yedi yıl bekliyor bugünü Riondino, sabırla.

Nadir görülen ve oldukça rahatsız edici bir psikolojik rahatsızlık olan çoklu kişilik bozukluğuyla yaşayan Riondino, cezaya çarptırılmak yerine Adli Psikiyatri Kliniği’ne yerleştiriliyor. Son bir yılda gözetim altında tutulduğu bu rehabilitasyon merkezinde iyileşmeye başladığı düşünülüyor üstelik. Ancak tek bedende yaşattığı farklı kişilikle Riondino, tek amacı özgürlük olan kanlı kaçışını tüm detaylarıyla planlıyor ve sonunda bir gün harekete geçiyor.

Bir bedendeki ruhun kaçışı nereye kadar sürecek?

Birden fazla kişilik… aynı ağacın farklı dalları. Kimisi zehirli, acı meyveler veriyor, kimisi de tatlı ya da tatsız meyveler. Ama hepsi aynı bitkiye aitti. Riondino’ya…

Birbirlerinin varlığından haberdar olan, birbirleri ile konuşan farklı kişilikleri aynı bedende taşıyor Riondinho. Tıpkı çoklu kişilik bozukluğunda rekora koşan yirmi dört kişilik ile birlikte yaşayan Billy Milligan gibi. Yazarın Billy’nin hikayesinin etkisinde kalmış Riondino karakterini yazarken. Travmaya dönüşen kötü bir çocukluk geçmişi her iki hikayede de yer alıyor. Normal insanların sahip olamayacağı birbirinden oldukça farklı yetenekler ve dil becerileri gibi birçok ortak nokta yer alıyor Billy Milligan’ın gerçek hikayesi ile Mario Mozzanti’nin Riondino’su arasında. Bu kadar ortak nokta olunca kitaptaki karakterlere çok fazla ısınamadım açıkçası, ancak kurgunun kendini gösterdiği son sayfalarda merakım artmadı da değil. Mutlaka okunması gereken ilk 100 kitaptan biri değilse bile gerilim-polisiye sevenlerin çerez niyetine okuyabileceği türden bir kitap.

Bu arada yazının başında benzer konulu filmlerin olduğundan bahsetmiştim. Film izlemeyi kitap okumak kadar sevenler için filmlerin isimlerini şuraya bırakıyorum; her seferinde aynı heyecan ile kaç sefer izlediğimi hatırlamadığım Identity; üç kadını kaçıran yirmi üç kişiliğe sahip bir adamı konu edilenen Split ve Billy Milligan’ın hikayesinden uyarlaması, The Crowded Room.

Default image
Zeliha Taşkın
Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku. Okumak diyorum... Daha çok okumak. Daha çok, kütüphaneler, odalar dolusu kitaplar okumak. Sayfalarına dokunmak, dünyalarına karışmak.
Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.